Paranın Tarihçesi

yorumsuz
52 views
Paranın Tarihçesi

Paranın Tarihçesi

Para Fiyatlardaki değerleri ifade etmenin bir yolu olan para, insanlar ve ülkeler arasındaki ticari faaliyetlerin değişimini sağlar. Aynı zamanda temel servetin bir ölçüsüdür.
Ekonomi kavramı iktisat teorisinde önemli bir yere sahiptir. Ulaştırma ve ölçüm kolaylığı gibi özelliklere sahip olan paranın gerçek avı, herkesin formda ve mal ve hizmet alımında benimsediği bir araç olduğu gerçeğinde yatmaktadır. Geçmişte, deniz kabukları, boncuklar, taşlar ve büyükbaş hayvanlar da dahil olmak üzere çeşitli değerler para olarak kullanılmıştır. Ancak 17. yüzyıldan beri, paranın temel biçimleri metal para, kağıt para ve kayıtlı paradır.

İktisat kuramına göre paranın birbiriyle ilişkili dört ayrı işlevi vardır:
* Mal ve hizmet alışverişinde, ayrıca borç yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde herkesçe benimsenmiş bir ödeme aracı olması; 
* fiyat sisteminin işlemesini kolaylaştıran ve hesapların tutulmasını, maliyet, kâr ve zararın belirlenmesini sağlayan ortak bir değer ölçüsü ve hesap birimi olması; 
* vadeli ödemelerde ve kredili işlemlerde standart birim olarak kullanılması; para olmasaydı, borç alıp vermede herkesçe benimsenmiş bir kural bulunmayacak ve kredili işlemlerin günümüzde ekonomide oynadığı önemli rol gerçekleşmeyecekti; 
* tasarruf, servet ve saklama aracı olması; paranın bu işlevi, istendiğinde satın alma gücüne çevrilebilir bir birikimi olanaklı kılar. Likiditesi tam olan, yani anında başka mallara çevrilebilen tek değişim aracı paradır.

Metal paranın değişim aracı olarak kullanılışı İÖ 7. yüzyıl sonlarına değin iner. Özellikle altın ve gümüş sikkeler uzun bir dönem en yaygın kullanılan metal para niteliğini kazandı (bak. altın standardı; gümüş standardı). 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl başlarında bankalar uygun miktarlarda değeri temsil eden banknot (ya da kâğıt para) basmaya başladılar. Önceleri banknotların altın ya da gümüşe çevrilebilirliği garanti ediliyordu. Zamanla bu garanti ortadan kalktı ve merkez bankasınca çıkarılan ve ülke içinde tedavülü zorunlu olan kâğıt para modern ekonomilerde temel değişim aracı haline geldi.

Para bireyler açısından, metal ve kâğıt paralarla banka ve başka mali kurumlarda tutulan, hemen kullanılabilir mevduatlardan oluşur. Ama ekonomik açıdan toplam para arzı, yukarıdaki biçimde tanımlanan para toplamının çok üstündedir. Bunun nedeni mali kurumlara yatırılan paranın büyük bölümünün kredi biçiminde dolaşıma yeniden dönerek piyasadaki toplam para miktarını birkaç kat artırmasıdır.

Gerçekte modern mali sistemlerde para arzının hesaplanmasında çeşitli mevduat ve kredi türleriyle ticari senetler de dikkate alınır ve ödemelerde kullanılabilen her araç para sayılır. Ekonomik politika tartışmalarında para arzı kavramı giderek artan bir önem kazanmıştır. Günümüzde, para arzı içinde alınabilecek farklı nitelikteki para türlerinden söz edilmektedir.

Örneğin, para benzerleri terimi (near money), menkul kıymetler, sigorta poliçeleri ve konut kredileri gibi likiditesi yüksek, kısa sürede paraya çevrilebilir varlıkları; kaçak sermaye (hot money), geçici kâr amacıyla kısa vadeli olarak bir ülkeden başkasına akan fonları; kısa vadeli borç (call-money), talep edildiğinde geri ödenen kısa vadeli kredileri; günlük borç ise (overnight money) bir gün içinde geri ödenmesi zorunlu kredileri belirtir.

para koleksiyonculuğu

az ya da çok değerli her türlü kâğıt ya da metal paranın ve aynı amaçla kullanılan nesnelerin düzenli bir biçimde toplanması.

Para koleksiyonculuğu İtalya’da Rönesans’ta başladı. 14. yüzyılda şair Petrarca’ nın topladığı Antik Çağ paraları bunun ilk örneklerinden biriydi. 15. ve 16. yüzyıllarda pek çok soylu, para koleksiyonculuğuyla uğraştı. Bu dönemde özellikle Eski Yunan ve Roma paralarını toplamak önem kazanmıştı. Dökümle ya da sahte kalıp kullanarak eski paraların kopyalarının yapılması, koleksiyonlara gerçek olmayan paraların girmesine yol açtı. 17. yüzyılda nümizmatiğin bir bilim dalı durumuna gelmesiyle özel ve tüzel kişilere ait koleksiyonlar karşılaştırılmaya, bunlardaki paralar kataloglanıp yayımlanmaya başladı. Bu çalışmaların, gerçek ve sahte paraların ayrılmasını sağlamak gibi bir yararı oldu.

Ayrıca eski paraların tarihsel araştırmalar için önemli belgeler olduğu da anlaşıldı. 19. ve 20. yüzyıllarda koleksiyoncuların yanı sıra yetkili kuruluşların çıkardığı katalog ve el-kitaplarının sayısında da büyük bir artış oldu. İngiltere’de British Museum 1873’te, elinde bulunan para koleksiyonlarının kataloglarını yayımlamaya başladı. Bu konuya duyulan ilginin artması derneklerin kurulmasına da yol açtı. Londra Nümizmatik Derneği (bugün Kraliyet Nümizmatik Derneği) 1836’da kuruldu.

Zamanla genel koleksiyonların yerini daha dar bir alanla sınırlanan koleksiyonlar almaya başladı. Birçok ünlü müze böyle özel koleksiyonlar oluşturdu. Ayrıca eski paraların alınıp satıldığı, değiş tokuş edildiği pazarlar da ortaya çıktı. Bu konuda en önde gelen merkezler Londra ve Zürich’tir. 1936’da kurulan Uluslararası Nümizmatik Komisyonu da para koleksiyonlarının ekonomik ve tarihsel olayların incelenmesinde kullanılması amacını gütmektedir.

Para koleksiyonu yatırım amacıyla da yapılır. Basılan paraların sayısının sınırlı olması, ayrıca bu sayının zaman içinde aşınma, yıpranma, kaybolma ya da dolaşımdan kalkma gibi nedenlerle daha da azalması eldeki paraların değerinin artmasına yol açar. Bir paranın değeri belirlenirken onun fiziksel durumuna bakılır. Koleksiyonlarda, belirli zamanlarda belirli olaylar nedeniyle basılan ve gerçek para gibi dolaşıma sürülmeyen anı paralar da bulunur.
Özellikle metal paraların değerini etkileyen şeylerden biri de bazen üstlerinde bulunan darphane damgalarıdır. Belli bir darphanede aynı türden sınırlı sayıda para basılabilmesi, bunların daha ender olmasına yol açmaktadır.

para piyasası

kısa vadeli kredi işlemlerinin yürütüldüğü piyasa. Orta ve uzun vadeli kredilerin işlem gördüğü sermaye piyasasından farklıdır. Para piyasasında alım satıma konu olan finansal varlıklar, kâğıt paranın yanı sıra hemen paraya çevrilebilen kısa vadeli devlet tahvilleriyle çeşitli kambiyo senetlerini de kapsar.
Para piyasasının işleyiş kuralları oldukça karmaşıktır ve ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterir. Ama kısa vadeli ödünç verilebilir fon fazlası olanlarla kısa vadeli kredi gereksinimi bulunanların buluşmasını sağlamak olan temel işlevi her yerde aynıdır.

Bu işlev belirli aracılar eliyle, belli bir kâr karşılığında yerine getirilir. Birçok ülkede hükümetler hem borç alarak hem de kredi sağlayarak para piyasasında etkin bir rol oynar ve çizilen ekonomik hedeflere bağlı olarak para arzıyla faiz oranlarını belli düzeylerde tutmaya çalışır (para politikası). Uluslararası para piyasası ise, ulusal para piyasalarından farklı mekanizmalar içermekle birlikte, temelde ülkeler arasındaki kredi ve döviz alım satımı işlemlerinde benzer bir aracılık işlevini yerine getirir.

ABD ve İngiltere para piyasaları en eski ve en gelişmiş olanlardır. İngiltere para piyasasında başlıca rolü iskonto işlemlerinde uzmanlaşan ve kısa vadeli ticari kambiyo senetleriyle hazine bonoları başta olmak üzere çeşitli kredi senetlerinin alım satımıyla uğraşan iskonto bankaları oynar. Bunlar ticari bankalardan vadesiz kredi sağlayarak kambiyo senetleri ya da hazine bonoları satın alır ve bunları daha sonra belirli bir kâr karşılığında ticari bankalarla takas bankalarına satar.

Hükümet de iskonto bankalarına hazine bonosu satarak bankacılık sisteminden ödünç fon sağlar. Kambiyo senetleri ve hazine bonolarına işlem sırasında uygulanan iskonto hadleri ve fiyatlar bunların vadelerine ve genel faiz oranlarına bağlıdır. Ayrıca çıkaran kuruluşun ekonomik gücü de senetlerin fiyatını ve piyasada gördüğü kabulü etkiler. Ticari bankaların kredi olanakları daraldığında, İngiltere Merkez Bankası iskonto bankalarına düşük faizli ödünç fon sağlayarak ekonomideki kredi miktarını genişletebilir.

Kurumlar ve mekanizmalar farklı olmakla birlikte ABD para piyasası da benzer ilkelere göre işler. ABD para piyasasının özelliklerinden biri bu piyasada çok sayıda ve farklı türde aracının etkinlik göstermesidir. Bu duruma, şube bankacılığı üzerindeki kısıtlamalar nedeniyle bankacılık sisteminin merkezileşmemiş olması ve kısa vadeli fonlarla uğraşan çok sayıda mali ve mali olmayan kurumun bulunması yol açmıştır.

Kambiyo senetleri ve öbür likit mali araçların alım satımı büyük ölçüde İngiltere’deki iskonto bankalarının gördüğü işlevi yerine getiren aracı mali kuruluşlarca gerçekleştirilir. Bu piyasada kambiyo senetleri, devlet tahvilleri, federal kurumlarca çıkarılan tahviller, takas odası fonları ve ticari bankaların vadeli mevduat sertifikaları gibi çok çeşitli mali araçlar işlem görür. Ayrıca Federal Rezerv Sistemi de bankacılık sistemine doğrudan önemli miktarda kısa vadeli kredi sağlar. Federal Rezerv Sistemi ayrıca günlük piyasaya da girerek para arzı ve dağılımıyla faiz oranlarındaki dalgalanmaları denetim altında tutmaya çalışır.

Türkiye’de para piyasası temelde ticari bankalara dayanmakla birlikte, özellikle 1980’lerde başka aracı mali kuruluşlar da geüşme göstermiştir. Para piyasası üzerindeki gözetim ve denetim TC Merkez Bankası^) ile Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu tarafından yürütülür. Büyük ölçüde devlete kısa vadeli fon sağlamak amacıyla çıkarılan hazine bonoları en önemli para piyasası araçlarını oluşturur.

para politikası

hükümetlerin belirli ekonomik amaçları gerçekleştirmek için kredi, para arzı ve faiz oranları ile ilgili olarak yaptığı düzenlemeler. Genellikle maliye politikası ile birlikte yürütülür. Gerek maliye, gerekse para politikasının ana amacı tam istihdamı, yüksek bir büyüme oranını ve fiyatlarla ücretlerde istikrarı gerçekleştirmektir. Özellikle II. Dünya Savaşı’nı izleyen dönemdeki enflasyonist gelişmeler, birçok hükümeti istikrarı gerçekleştirmenin temel aracı olarak parasal önlemler almaya yöneltmiştir.

Para politikasının yürütülmesinde merkez bankaları önemli rol oynar. Bu alandaki sorumluluk, örneğin ABD’de Federal Rezerv Sistemi’ne, Birleşik Krallık’ta İngiltere Merkez Bankası’na verilmiştir. Türkiye’de ise TC Merkez Bankası yanında Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu da para politikasının yürütülmesinde önemli işlevler üstlenmiştir. Para arzını denetlemede merkez bankalarınca kullanılan üç temel araç açık piyasa işlemleri, iskonto haddi ve mevduat karşılığında bankaların tutmak zorunda oldukları nakit rezerv yükümlülüğüdür. Bunların en önemlisi olan açık piyasa işlemleri, para arzıyla faiz oranlarını etkilemeye yönelik olarak devlet tahvil ve bonolarının alım satımı yoluyla yürütülür.

Merkez bankasının tahvil satın alması ticari bankaların nakit rezervlerini artırır ve bankalarca verilen kredilerin miktarının yükselmesine yol açar. Devlet tahvillerine olan talebin artması tahvil fiyatlarının yükselmesine ve faiz oranlarının düşmesine yol açarak yatırım ve tüketim harcamalarını artırır. Merkez bankasının tahvil satması ise ters yönde etkide bulunarak para arzının daralmasına ve faiz oranlarının yükselmesine yol açar.

îskonto haddi merkez bankalarınca ticari bankalara verilen kredilerde uygulanan faiz oranıdır. İskonto haddinin yükseltilmesi ya da düşürülmesi bankaların kredi faiz oranlarını, dolayısıyla verdikleri kredi miktarını etkiler. Ticari bankaların mevduat karşılığında merkez bankasında tutacakları nakit rezerv miktarı ise mevduatların belli bir yüzdesi olarak yasalarla belirlenir. Bu yükümlülük ticari bankalarca sağlanan krediler üzerinde bir fren etkisi yapar. Böylece karşılık oranının artırılması ya da azaltılması yoluyla toplam kredi miktarı, dolayısıyla da para arzı etkilenir.

Eskiden altın standardının yürürlükte olduğu dönemde para politikasının temel amacı merkez bankasındaki altın rezervini korumaktı. Ödemeler dengesi açık verdiğinde ülke dışına yönelik altın akışı olurdu. Merkez bankaları para arzını azaltarak bu akışı durdurmaya çalışır, sonuçta fiyatlar, gelirler, istihdam düzeyi ve ithalat miktarı düşer, böylece dış ticaret dengesi yeniden sağlanırdı. Dış ticaret dengesinin fazla vermesi durumunda ise ters yönde bir politika uygulanırdı. Bir ülke ekonomisinin istikrarı dış pazar koşullarına bağlıydı. 1930’larda işsizlik probleminin ciddi boyutlara ulaşması ekonominin iç dengesine verilen önemi artırdı, ama bu alanda daha çok maliye politikalarına ağırlık verildi.

II. Dünya Savaşı sonrası dönemin enflasyonist koşulları para politikasına ilgiyi yeniden canlandırdı. Özellikle 1970’lerin ikinci yarısında Batı dünyasında enflasyonun 1950-70 ortalamasının üç katma çıkmasıyla enflasyonla mücadelede maliye politikasının yerini daha çok para politikası almaya başladı. Harry G. Johnson, Milton Friedman ve Friedrich Hayek gibi iktisatçılar para arzının artması ile enflasyonun hızlanması arasındaki bağa dikkat çekerek enflasyonun önlenmesinde, talep ağırlıklı ekonomi politikalarına oranla sıkı para politikasının çok daha etkili olacağını savundular.

kaynak: Ana Britannica
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+


Eklenme Tarihi: 12 Haziran 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın